Hep anlatırlardı hacca gidenler; en nazik, kibar hacılar bu iki ülkenin hacıları, diye. Gözümle müşahede ettim. Kültürlü, görgülü, başka hacılara rahatsızlık vermeden ibadetlerini yapan, tartışmayan, kavga etmeyen, örnek insanlar Endonezya ve Malezyalılar.
İlginç kıyafetleri var. Şirin ve nezih giyiniyorlar. Bir kafile; aynı cicili bicili elbiseler, şemsiyeleri…
Onları gördüğümde içimden selam vermek geçiyor. “Nerelisin?” diye soruyorlar; “Türkiye” dediğimde yüzleri gülüyor, sıcak, samimi davranıyorlar.
Hira Mağarası’na gittiğimizde Endonezyalı bir aile ile tanıştım. Troy ve hanımı Nuril. İngilizce sohbet ettik uzun süre. Türk bayrağı ile çektirdikleri resmi gösterdi Troy. İstanbul’a gelmişler, Ayasofya Camii’ni ziyaret etmişler. Süleymaniye Camii’ni görüp görmediklerini sordum. Görmemişler. Bir daha İstanbul’a geldiklerinde misafirim olmalarını istedim. Onlar da beni ve ailemi Endonezya’ya davet ettiler. Troy doktor, hanımı Nuril hemşire.
Mekke’deki günlerimizde her gün birbirimizle mesajlaştık WhatsApp üzerinden. Otellerimize davet ettik birbirimizi.
Endonezya ve Malezya, gençlik yıllarımdan beri yaşamak istediğim iki ülke. Havası ne sıcak ne soğuk, ılıman, 28-32 derece arası genelde tüm yıl. Benim için bundan da önemlisi kibar, nazik insanlar.
Keşke biz Türkler de böyle olsaydık diye düşünüyorum. Her an kavga etmeye hazır bir milletiz. Bağırmayı, kaba kuvvet kullanmayı erkeklik ölçüsü sanan bir toplum olduk. Halbuki eskiden, Osmanlı, Selçuklu zamanında ne kadar kibar, kul hakkına riayet eden, helali haramı bilip buna göre davranan kibar, anlayışlı, merhametli insanlardık.
Artık, toplumsal yaşam bakımından İslam dünyasında, Endonezya ve Malezyalıları örnek almamız gerektiğini düşünüyorum.

İbrahim Tamer 23.06.2026
