İçeriğe geç

Ruhsuz Eğitim Yerine! 1

Nice fizikî özelliği olmayan varlık, ruh olarak yaratılmıştır. Özellikle Kur’an’ı Kerim ruhtur. Ruh olarak vahyedilmiş ve nûr olarak gelecek nesillerin önünü açmıştır. Bu gelecek nesillerin hayatlarını ve onlardan sonra gelecek çağlarda da nice nesillerin hayatlarını düzenleyecek, ufuklarını aydınlatacaktır. Rabbimiz buyuruyor ki;
Ey Resûlüm, sana emrimizden ruh vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat Biz O Kur’an’ı nûr kıldık, onunla kullarımızdan dilediğimizi hidayet sistemine kavuştururuz. Sen gerçekten o hidayet sistemine yönlendirip ulaştırırsın. (Şura:42/52) Demek ki Kur’an hem ruh, hem de daima parlayan nûrdur.
Kur’an’ı Kerimin hem ruh ve hem de nûr oluşunun çok hikmetleri vardır. Ancak burada Kur’an’ı Kerimin hikmetlerinin en çok tezahür eden etkilerinden biri bütün insanlara hitap etmesidir. Hem de nice milletleri kardeşlikte kaynaştırmasıdır. Hele iyice bir bakın ve derinlemesine tedebbür edip düşünün. Gelen ayete yoğunlaşın;
O müşrikler sana herhangi bir mesele getirirse getirsinler, illâ ki Biz sana onun hakikatini ve tefsirce en güzelini göndermiş olmayalım. (Furkan25/33)
Bu ve benzeri nice âyât’i beyyinât arasında yoğun mesajlar veren bir ayet te; Gerçekten bu Kurʼân, insanları en doğru yol olan sağlam sisteme iletir. Sâlih ameller işleyen müminlere, kendileri için büyük mükâfat olduğunu müjdeler. (İsra:17/9) Bu ayette en doğru yol olan sağlam sistem, eğitim ve öğretimde de ayniyle geçerli ve etkindir. Bu denli gerçekliğini ve etkinliğini Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem uygulamıştır. Ondan sonra da nice nesiller uygulayagelmişlerdir.
Zamanımızda da takdire şayan çalışmalar olmasına rağmen hedef sapması sıkıntısı yaşanmaktadır. Eğitim ve öğretimin ruhaniyetiyle hedefe ulaşma, ancak Kur’an ilkeleri ile mümkündür. Kur’an’ın ilke ve irşatları ile eğitim ve öğretim hizmetlerini yapanlar nice dâhi mûcid, mücâhid, müctehit ve allameler yetiştirdiler.
Onlar böylesine ilim kadroları ile milyarlarca kilo metre kare coğrafyaya hâkim olacak güç, kudret ve irade kullanabiliyorlardı. İlmi ve hedefi kaybedenler yıkıldılar!
Bütün bunları dert edinenlerden biri olarak ben de milletimizin nabzını yoklama merakı ile öğretmen olmak istedim. İlk öğretmenliğim tarihî okul Vefa Lisesi idi.
Bir haftalık telkinle Cuma namazına giden öğrenci oranı yüzde yetmiş olmuştu. Biz de kibar ve medenî bir beyefendi tarihçi Halit beyle yola çıktık. Koluma girdi. “İlhan bey evladım, bugün ne kadar bahtiyar olduğumu anlatamam. Yirmi dört yıl oldu, anlımı secdeye indirmedim” dedi. Hâlâ Halit beyin bu serzenişini hatırlarım.
Daha sonraları on iki eylül karmaşasında İstanbul İmam Hatip lisesindeyim. İdareciyim. Bir orta son sınıfa girdim. Öğrenciler beni sıraların üstüne çıkmışlar, öyle karşıladılar. Kürsüye geçtim. Onları bir zaman bekledim. Bana bakıyor ve tepkimi bekliyorlardı. Çocuklar merakla beklediler. Ben sonunda, çocuklar, bu kadar yeter şimdi buyurun oturun, dedim. Ondan sonra onlarla hiçbir problem yaşamadık.
Bir gün, çocuklar, haftaya yazılı yapacağım. Amma size bir sürprizim var, dedim. Çocuklardan biri el kaldırdı. Hocam, sürprizi şimdi öğrenebilir miyiz? Evet dedim. Soruları yazdıracağım, sınıftan çıkıp gideceğim. Yirmi dakika sonra sınıf başkanı kâğıtları bana getirecek, deyince arkadan biri el kaldırdı. Buyurun dedim. Hocam arkadaşlar için bir şey diyemem. Amma ben kopya çekerim, dedi.
Ben aferin dedim ve çıktım. Sınıf şaşırmıştı ve peşimden bakakalmışlardı.
Ben milletimin cevherini arıyordum. Haftaya. inşa… Esselamu aleykum
İlhan ORAL  11.10.2026
Bu yazıyı paylaşın
İlhan Oral

Yorumlar

Görüşünüzü yazın

E-posta adresiniz yayımlanmaz. Yorumlar onaylandıktan sonra görünür.