“Onlardan birine, kız çocuğu doğum haberi müjdelendiğinde, içi öfke ile dolar, yüzü kararak simsiyah olur.” (Nahl:16/58) Bu ayet psikososyal açıdan çok manidardır.
Bundan önceki yazımızda kıyametin kopuş halinde büyük ve muazzam olaylar olacağını anlattık. Bu olaylar arasında kız çocuğu mesele zikredilmektedir.
“O diri diri gömülüp öldürülen kız çocuğuna, hangi günahtan dolayı öldürüldüğü sorulacak,” ilâhî beyanını dile getirdik. Dikkat ederseniz, sorgulamada “seni kim öldürdü, neden öldürdü?” ifadeleri kullanılmıyor. Çünkü bu bir sistem meselesidir. Aslında burada azgın ve zâlim sistemler sorgulanıyor. Bu yazımızın girişinde ki ayet de bu gerçeği sergiliyor. Kız çocuğunu bu zihniyet hazmedemiyor.
Belki de farkına varamadığı halde bu laik sistem kadını, “analık makamından” ve “nezih mertebesinden” mahrûm edişinin sebebi de dur. Bu gerçek çok önemlidir.
Temelde bu sistem din ve maneviyat kabul etmiyor. Bunun için de “kayyime” (kıvamında) bir sistem olan İslam’a da düşman oluşu bundan kaynaklanmaktadır. Bundan da anlaşılıyor ki, o kız çocuğunu, diri diri gömüp öldürenler aristokrat müşriklerdir. Bu korkunç cinayetleri bugün de o aristokratlar çılgınlaşarak işleyip sürdürmektedirler. Yıllar önce Cem Gariboğlu, Münevver Karabulut’u testere ile doğrayarak param parça yapmış ve poşetlerle konteynerlere atmışlardı.
Nice cinayet zincirinden sonra birkaç hafta önce de Güllüyü yedinci kattan atarak korkunç cinayeti yeniden gerçekleştirdiler. Bunların kız çocuğu doğumu ile başlayan düşmanlıkları artarak süregelmiş ve topluma bulaşıcı hastalık gibi yayılmıştır. Hem de önlenemez olmuştur. Özellikle kadın cinayetleri önlenememesinin sebebi bundan kaynaklanmaktadır. Kadını yuvasından çıkarıp şehvet mezesi yaptılar!
Kur’an’ı kerimin “kavvamûn adamlar” olarak tanıttığı erkeklerin de ayarını bunlar bozdular. Artık bir türlü bitmeyen hatta bitirilemeyen “karı koca savaşlarını” inadına başlattılar. Gönül kırgınlıkları, dargınlıklar, zıtlaşmalar, kavgalar ve cinayetler zirveleşti. Devamında gücü yeten yetene saldırılar sürdü. “Karı koca savaşlarında” aile dağılarak çökmeye başladı. Aileyi yeniden toparlayıp canlandıracak irade de çıkmadı.
Cehaletin sarstığı, haramın zehirlediği, sahipsizliğin dağıttığı aileyi paklanmaz çöplük haline getirdiler. Dolayısı ile de aile, olması gereken vasfını kaybetti. Aile zayiatından toplum çok zarar gördü. Tuhaftır, toplumu olgunlaştıracak âlimler yetişmedi. Milleti aydınlatacak fikir adamları çıkmadı. Toplumumuz yetim kaldı.
Toplum dağıldıkça dağıldı. Test edilmeden ithal edilen demokrasi gereği kurulan partiler ihtilallerle kapatıldılar. Liderleri ya idam edildi, ya zehirlendi, ya suikast ile öldürüldü ya da ağır ve mesnetsiz baskılarla pasifize edildiler. Onları iktidara getiren millet, çaresiz boynu bükük kaldı. Son dönemde bir lider çıktı, olmazcıların bütün engellemelerini aşmaya yöneldi. Fakat olmazcılar milletin zihnine; “ Artık Tayyip gitsin” aldatmacası ile yıpratma politikasını sürdürmeye başladılar.
Fakat bu olmazcılar milletin lehine hiçbir şey yapamayacaklarını kabul edemediler. Hatta nice cinayeti, önemsemediler. Yalıtma taktiğini kullandılar.
Üstelik bunlar, azılı magandaları, rüşvetçileri, dolandırıcıları dahası vatan hainlerini, kısacası her türlü yolsuzu savunma rekortmeni olmaya özendiler.
Nice nice cinayeti önemsemedikleri gibi Rojin ve Narin gibi masumların kanları yerde kalacağı zehabına kapıldılar. Mülkün Sahibi Allah’ı akıllarına getiremiyorlar!
Olmazcılar bütün bunlara rağmen ekonomik krizi savunurken rüşveti unuturlar!?
Ya darmadağınık olmazcı dindarlar neylerler? Esselamualeykum
İlhan Oral 25.10.2025