Ey müminler, Allah’ı çokça emrettiği zikir ile zikredin. O’nu sabah ve akşam çokça tesbih ederek zikredin. (Ahzab:33/41,42)Bu kesin bir emirdir.
Hem de bu emir, kâinat mülkünün Yaratıcı sahibi Allah’ın emridir. Onun için beşeri yorumlara takılarak veya her hangi bir bahaneye kapılarak zikir ibadetini terk etmek kulu şeri ’attan koparır. Kur’an’dan koparır. İnsanı kul olma dışına sürükler.
O halde mümin Allah Teâlâ in indirdiği ve uyulmasını emrettiği gibi Kur’an’a sarılarak kayıtsız şartsız zikir ibadetini yapmalı ve ölünceye dek sürdürmelidir. Allah Teâlâ her şeyi bildiği için geçmiş peygamberlerden sonra gelenleri şöyle uyarır;
Sonra Peygamberlerin arkalarından gelen ve onlara halef olanlar, namazı zâyettiler, şehvetlerinin peşine düştüler. Artık yakında gayya denilen cehennem deresi ile karşılaşacaklar. Meryem:19/59) Rabbimiz bu beyanı ile gelecek nesilleri de uyarmaktadır. Çünkü ayeti kerimede, zayedilen namaz ayni zamanda en büyük zikirdir. İşte en büyük zikir olan namazı zayedenler ayni zamanda en çok yapılması emredilen diğer zikirleri de zayetmiş ve şehvetlerinin peşine düşmüş olurlar.
Akıbetleri de cehennemin en daracık ve en kızgın vadilerinden birini boylamış olurlar. Fakat Rabbimiz Allah’ın emrettiği zikir ibadetini yapanlar Onun katında nefis kademelerini aşarlar. Hem de o zikrin sayesinde en pespâye nefis olan emmare nefsi aşar diğer nefisleri geçerek mutmain nefis mertebesine yükselirler. Çok büyük mükâfatı kaçırma bahtsızlığından kurtulurlar. Son derece de kazanır mutlu olurlar.
Şimdi özellikle müslümanların o zikir ibadetini terk ederek kaybettikleri manidar nimeti görelim. O büyük mükâfat karşımızda nasıl tecelli ediyor? Nefsin yedi mertebesinin üç tanesi Mutmainne, Râdıye, Merdıyye nefislerdir. Bunların üçü Fecr suresinde şöyle zikredilmektedirler; “Ey mutmain nefis! Razı olarak ve Allah tarafından razı olunmuş halde Rabbine dön. Seçkin kullarımın arasına gir. Gir cennetime. (Fecr:89/27-30) Artık ul Rabbinden, Rabbi de kulundan razı olmuş!
Bu muhteşem tablo müminlerin kalplerinin derinliklerine sirayet eder. Onların gönül dünyalarını nûr âlemine çevirir. Allah kuluna, berat vermiş, kul âdeta garanti belgesi almış, kalpleri her tür kirden arınmış seçkin kulların arasına katılma vizesi ile bahtiyar bir kitle arasına katılıyor. Bir ömür sürecinde kulun yalvardığı “Rabbim beni kendilerine nimet verdiklerinin mübarek sistemine kavuştur” mutluluğu halini yaşatıyor. “Rabbimizin kendilerine nimet verdiklerinin silsile-i meratibine” katılanlar da onlar gibi Allah’ın vadine nail olurlar, Kurtuluş nimetine kavuşurlar;
Sonra kâfirlere azap inince, Peygamberlerimizi ve Onlara iman edenleri kurtarırız. İşte böylece, müminleri de, üzerimizde bir hak olarak, kurtaracağız. (Yunus:10/103) Bunun üzerine biz de onun duasını kabul ettik, kendisini kederden kurtarıp selâmete erdirdik. İşte biz müminleri böyle kurtarırız. (Enbiya;21/88)
Bu ilahî beyan ve vaadlar ile müminler bir kısım seçkin özellikler sahibi olur ve kâmile nefse mazhar olurlar. “Hani o mağarada ikinin birincisinin, arkadaşına, -sakın üzülme Allah bizimle beraberdir” hitabı karşısında Ebu Bekir’i Sıddık kendine gelir.
Bu haliyle Ebu Bekir’i Sıddık’ı, Rabbinin onayı ile sahabeliği inkâr edilmez bir makama yükselip yerleştirir. Evet, bu hakikatler ve bu beyanlar kıyamete kadar gelecek müminleri de umutlandırır ve bütün emirlerle beraber zikir ibadetinin etkisi ile müslümanlar yeniden ölüm uykusundan uyanır. Zikir ibadetinin enerji ve etkisi etkin olur. Bütün kalpler ayni ritimle çarparak müslüman mümin olur, ümmet olur.
İslam ümmeti yeniden yenilmez irade olur. Esselamu aleykum
İlhan Oral 22.03.2026